Kitap
"Bodrum'dan Yalıkavak'a giderken büyük bir dağ aşarsın. Kıvrım kıvrım dolanan bir yoldan, en tepeye ulaşırsın. İşte o tepeye çıktığında, gökyüzüyle denizin birleştiğini görürsün birden. Ayaklarının altında yemyeşil çam ormanları, karşında göz alabildiğine uzanan masmavi Ege Denizi. Seslensen duyacaklarmış gibi yakın duran, sıra sıra adacıklar...
"Yokuşun bittiği tepeden kıvrılan yol, yel değirmenlerinin yanından geçer. Eskiden yel değirmenleri, rüzgarın kuvetli estiği yerlerde yapılırmış. O zamanlar insanlar, ekmek yapabilmek için, rüzgarla çalışan bu ye değirmenler,nde öğütürlermiş buğdaylarını. Bu nedenle, onlar için çok önemliymiş bu değirmenler.
.....
Yankı, tepeye ker çıktığında bu güzel sözleri hatırlar ve şarkıları duymaya çalışırdı. Bu kez de, arkadaşı ipek'e yel değirmenlerini gezdirirken, sezai amcasından öğrendiklerini tekrarlardı. "Yel değirmenlerinin şarkısını bir gün mutlaka dinleyeceğiz," diye geçirdi içinden. Çok dolaşmışlar, karınlarıda fena halde açıkmıştı.
Yalıkavak çarşısında meşhur "köfteci kerem"e gittiler. Ocağın başındaki kerem usta onları görünce, oğlu aliye bağırdı:
"Ali, boş masa bul oğlum. Misafirlerimizi ayakta bırakma!"
Ali çok sevdiği Yankı'ya takıldı. "Yankı ağabey hoşgeldiniz. Bu defa kaç posiyon yiyeceksin? Önceden söylede bileyim! Yabancı müşterilerimiz var, belki sana köfte kalmaz!"
Yankı gülümseyerek yanıtladı: "Onlar hamburger yer köfteyi ne bilsinler. Ağızlarının tadı mı var sanki."
"Yanılıyorsun Yankı," dedi Ali "Onlar bizim karşı komşumuz Yunanlıkar." Bizim köfteyi neden daha çok sevdiğimizi iyi bilirler.
....
Yankı, köftelerini iştahla yutan yanındaki çacuğa baktı imrenerek. Yutkundu ve İpek'e dönüp, "Şuna bak" dedi. "Nasılda yiyorlar. Sanki köftenin tadını bilirmiş gibi!"
İpek de şaşkınlıkla, "Baksana Yankı." dedi.
"Piyaz ve cacığı da keyifle yiyorlar."
"Çoban salata istediler duydun mu?"
"Bak! Bak! Yoğurt, yoğurt, diyorlar."
"Herhalde epeydir Bodrum'dalar. Hemen de öğrenmişler bizim yemekleri."
....
"Eyvah, bunlar bize yemek bırakmayacaklar." dedi Yankı hayıflanarak. Açlığın verdiği sabırsızlıkla söylenırken, yanında oturan kıvırcık saçlı, sempatik çocuk, Yankı'ya gülümsedi ve önündeki tabağı uzattı.
"Merhaba, benim adım Yiannis. Afiyet olsun. Hemen şu karşıda gördüğünüz Kos adasından geldik. Yunanlıyız. Siz Kos'u İstanköy diye bilirsiniz!"
"Merhaba. Ne güzek türkçe konuşuyorsun, dilimizi nasıl öğrendin?" diye merakla sordu Yankı.
"Adada pek çok Türk komşumuz ve arkadaşımız var. Onlardan biraz Türkçe öğrenmiştim. Sizi duydum, çok açıkmışsınız. Bu benim ikinci porsiyonum, ben bekliyebilirim, lütfen alın."
Yankı şaşırdı. Biraz da mahçup oldu çünkü anlamayacaklarını sanarak, sürekli onlarla ilgili konuşmuşlardı.
....
....